sonforum.org

Anasayfa Facebook Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Geri git   sonforum.org > TARİH - KÜLTÜR ve SANAT > Türkler'in ve Yabancıların Biyografileri
Kayıt ol Google Üye Listesi Market Girişi


Türkler'in ve Yabancıların Biyografileri Ünlüler, Artistler, Aktörler, Sanatçılar , Rektörler, İş Adamları, Gazeteciler, Kaşifler, İdoller, Örnek Alınacak Kişiler - Biyografi

Yeni Konu aç  Cevapla
Seçenekler Stil
Okunmamış 02-20-2010, 00:38   #1
Kullanıcı Adı
prensisa
Standart Resneli Ahmet Niyazi Bey Kimdir? Hayatı, Biyografisi ve Yaşamı Hakkındaki Yazılar

Resne' li Ahmet Niyazi Bey

(1873-1913)




Resne kasabasında bugüne kadar yaşamış olan en büyük ve herkesçe de tanınmış tek Müslüman ve Türk şüphesiz ki Ahmet Niyazi Beydir. Böyle olmakla birlikte çoğu Resneli, Resneli Niyazi’yi sadece bazı hikayelerden tanımaktadırlar. O’ nun İstanbul’a gidip Sultanı tahtından indirdiğine inanıyor birçok kişi. Böyle bir kişiyi ne iyilik için nede kötülük için dile getirirler. Sadece yaptırdığı sarayın yanından geçtiklerinde, Makedonlara sitem ediyorlar adını niye Dragi Tosiya koydular diye. Ne bir anma günü düzenlemişler nede en azından adını anabileceğimiz veya resmini görebileceğimiz bir oda bile kocaman sarayda ayıramamışlardır. İlim adamlarımızın çoğu ise ona bir vatan haini gözüyle bakmaktadırlar. Bunun nedenini anlamak çok güçtür. Her halde insanların en kolay yaptığı iş insanları karalamak işidir. Herkes kendi milletine, kendi kültürüne sahip çıkarken bizler bizlerden olanı da dışlamak yollarını aramaktayız. Tek hakim kendimiz olmak istiyoruz. Hilafeti ortadan kaldıranlar ne kadar büyük hata yaptıysa ,Atatürkleri, Nazım Hikmetleri, Resneli Niyazileri de dışlayanlar o kadar büyük hata yapmıştır. Çünkü bunlar hepsi bir milletin bir ümmetin insanlarıdır sembolleridir. Milletler ancak ve ancak sembollerle ayakta kalırlar, bu sembolleri çektiğimiz zaman ya ufkumuz çok küçülür yada kendi benliğimizden uzaklaşır başka bir benliğe bürünürüz.

İnsanları harcamamaya, onlara gerektiği kadar değer vermeyi örenmek zorundayız. Onları ne gereğinden fazla büyütmek nede fazla değersiz göstermek lazım. Çünkü bir insan mükemmel olamayacağı gibi üzerinde salt kötülük taşımamaktadır. Güzeli, iyiyi nerede bulursak almalıyız, kötülükten ise biran önce uzaklaşmalıyız.

Unutmamak gerekir ki insanların amelleri şartlara göre değişmektedir. Yaptığımız bir iş bugün iyi olsa bile şartların değişmesi ile yarın gelmeden bile kötü bir amele dönüşebilmektedir. Yaptığımız işler kişiye göre iyi veya kötü sıfatlarını almaktadır. En basit bir örnek olarak şunu verebiliriz; Komitalar Hıristiyanlara göre iyi, kurtarıcı iken, Müslümanlara göre insanlığın baş belası, devletin düşmanı idiler. Komitalar halkın son parça ekmeğini aldıkları zaman Makedonlar içinde kötü adam rolünü üstlenirlerdi. Şu anda konumuz iyilik ve kötülük sorunu olmadığı için sadece şunu belirtmek istiyorum, hem iyilik hem de kötülük insanda, toplumda ,bizlerde mevcuttur ve şartlara göre değişiklik gösterir.

Burada Resneli Niyazi’nin avukatlığına soyunacak değilim, sadece kendi sözlerini dile getirerek onu daha iyi anlamamıza ve daha iyi tanımamıza yardımcı olmaya çalışacağım. Böylelikle hep birlikte onun değerini bulup kendisine hak ettiği saygı ve sevgiyi gösterelim.

Anılarına şu sözler ile başlar:

Geçmişte, genişleyen ülke sınırları içerisinde kalan yeni azınlıklar, Türklük ortamı içerinde kaynaştırılmasının ihmal edilmiş olması, kuvvetin yitirilmesi yolunu açmıştır. Şimdi biz üç yüz yıl önce, evet tam üç büyük yüz yıl önce yapılacak işler karşısında bulunuyoruz. Hem de hiç uygun olmayan bir durumla o kuvvet, o zaman, o güçten yokusun olarak. Şunu da unutmamali ki umutsuzluga düşmeye de sebep yoktur. O çağlarda mutluluğunu padışahların davranışından, sadrazamların çabasından bekleyen Türk, bugün mutluluk ve özgür olma yolunu kendi çalışma gücüyle kazandı.

...bugün yapılanlar, bir üstün kişinin ortaya çıkardığı olay gibi şahsi ve zayıf değildir. Davranışımız genel, başarımız milletindir. Böylece millet geleceğinin mutluluğunu ve güvenini hazırlayacak bir güce ulaşmıştır. Bunun için uzağı görmek, kanaat, sabır ve dayanmak gereklidir. Yalnız evet bu yolda yürürken şahsi duygu ve çekişmelerden uzak kalınarak düşünce birliğinde olmanın önyargı olduğu unutulmamalıdır. (Anılar s.13,14)

Benim küçücük hizmetlerimin olduğundan çok büyütüldüğümü görüyorum. Şahsiyetimin, yaptığım işin bu kadar büyük alkışlara değeri olmadığını anlatmak, ispatlamak için hatıralarımı yazmak zorunda kaldığımı söylemek istiyorum....... Kişiliğim o kadar büyütülüyor ki, bundan üzüntü duyuyorum. (Anılar s.18)

Saraya karşı olan duygularını şu cümleler ile açıklar:

.. kötü hareketlerinden dolayı Saray ve çevresi ile onun hizmetinde olanların bundan böyle karşısındaydım, Diplomalarımızın verilişinde Zeki Paşa tarafından söylenip tarafımdan tekrarlanan yemin sırasında kalbimden yurdumun kurtuluş ve yükselişi yolunda kimler çalışacaksa yalnız onlara bağlı kalacağımı söyleyerek öyle ant içmiştim. Burada benim gibi davranmamış olanlar yalnız soylu çocuklarıydı. (Anılar s.24)

... Beşpinar Savaşı’nda bölügümle tutsak ettigim Yunanlılari Istanbul’a götürmekle görevlendirilmiştim. Görevimi bitirip Istanbul’dan döndükten sonra ülkemin devrime olan ihtiyacini daha iyi anlamış oluyordum. Önce yolun üstünde Manastira varişimda burada bulunan komutanlar ve üst subaylar bu görevimden faydalanarak ogullarini, yakinlarini kayirmak, hazineden bir şey koparmak kaygisinda olduklarini gördüm. Selanik’teki koskoca Müşir/Mareşal bile bundan faydalanmaya koşmaktan geri kalmiyordu. Ulusun avuç dolusu parasini alan büyükleri, gördüm ki ulus devletinin çikarindan çok, kendilerini düşünmektedirler....(Anilar s.31)

Bulgarlar, köylerindeki kuruluşları tamamladıktan sonra aralarındaki anlaşmasızlıkları çözümlemek için mahkemeler bile kurmuşlardi.... Çogu başari ile sonuçlanan komitalarla karşilaşmamizda bombasiyla, tüfegiyle, zararli yayiniyla ele geçirdigimiz komitacilarin çeşitli etkilerle bagişlanip saliverilmesi görevini yerine getiren subaylari derin üzüntülere itmekteydi. Bu yersiz aflar dolayisiyla komitacilik, eşkiyalik ve ayaklanmanin kökünü kurutmanin olanaksizligi herkesçe çok iyi anlaşilmiştir. (Anilar s.42,43)


.. kötü hareketlerinden dolayı Saray ve çevresi ile onun hizmetinde olanların bundan böyle karşısındaydım, Diplomalarımızın verilişinde Zeki Paşa tarafından söylenip tarafımdan tekrarlanan yemin sırasında kalbimden yurdumun kurtuluş ve yükselişi yolunda kimler çalışacaksa yalnız onlara bağlı kalacağımı söyleyerek öyle ant içmiştim. Burada benim gibi davranmamış olanlar yalnız soylu çocuklarıydı. (Anılar s.24)

... Beşpinar Savaşı’nda bölügümle tutsak ettigim Yunanlıları Istanbul’a götürmekle görevlendirilmiştim. Görevimi bitirip Istanbul’dan döndükten sonra ülkemin devrime olan ihtiyacini daha iyi anlamiş oluyordum. Önce yolun üstünde Manastira varişimda burada bulunan komutanlar ve üst subaylar bu görevimden faydalanarak ogullarini, yakinlarini kayirmak, hazineden bir şey koparmak kaygisinda olduklarini gördüm. Selanik’teki koskoca Müşir/Mareşal bile bundan faydalanmaya koşmaktan geri kalmiyordu. Ulusun avuç dolusu parasini alan büyükleri, gördüm ki ulus devletinin çıkarından çok, kendilerini düşünmektedirler....(Anılar s.31)

Bulgarlar, köylerindeki kuruluşlari tamamladiktan sonra aralarındaki anlaşmasizliklari çözümlemek için mahkemeler bile kurmuşlardi.... Çogu başari ile sonuçlanan komitalarla karşilaşmamizda bombasiyla, tüfegiyle, zararli yayiniyla ele geçirdigimiz komitacilarin çeşitli etkilerle bagişlanip saliverilmesi görevini yerine getiren subaylari derin üzüntülere itmekteydi. Bu yersiz aflar dolayisiyla komıtacılık, eşkıyalık ve ayaklanmanin kökünü kurutmanin olanaksizligi herkesçe çok iyi anlaşılmıştır. (Anılar s.42,43)

Alimlerimizin-Din görevlilerimizin durumunu şöyle açıklıyor:

Ortada öğrencileri, onun devamlıları ve askerlik görevinden uzak tutulan ve yirmi yıldan beri ulusu aydınlatabilecek din görevlilerine yol verilmek suretiyle medreseler, birer tembel yuvası durumuna döndürülmüştür. Din görevlisi yetiştiren medreseler bundan böyle İslam dinine hizmet edecek kişiler değil, köy köy, mahalle mahalle dolaşıp yiyecek dilenen cahil ve yalnız kendilerini düşünen adamlarla dolmuştur.....(Anılar s.40)

Ortada öğrencileri, onun devamlıları ve askerlik görevinden uzak tutulan ve yirmi yıldan beri ulusu aydınlatabilecek din görevlilerine yol verilmek suretiyle medreseler, birer tembel yuvası durumuna döndürülmüştür. Din görevlisi yetiştiren medreseler bundan böyle İslam dinine hizmet edecek kişiler değil, köy köy, mahalle mahalle dolaşıp yiyecek dilenen cahil ve yalnız kendilerini düşünen adamlarla dolmuştur.....(Anılar s.40)

Kimlerin hukukunu koruduğunu açıkça belirtmektedir:

Türk ve Müslümanların hukukunu koruma bakımından gösterdiğim dürüstlük ve insanlık bana bölgenin güvenini sağladı. Ben Resne’de iken Bulgar komitecilerinin bu bölgede istedikleri gibi at oynatmalarına izin vermemiştim. . (Anılar s.53)

Resne’de yıllardan beri görülmeyen bu davranışım, Bulgarları kan ağlatıyordu. Ama ben onlardan çok üzülüyordum. Gerçi hükümetin baskısına karşı hürriyetleri ve milliyetleri için silaha sarılan bir toplumun gücünü yok ediyordum ama ne yapayım ki milletimin çıkarı başka bir yol tutmama elbette engeldi. Tüm çalışmalarım karşısında hükümetin umursamazlığı ve yarınını düşünmeyecek kadar ileriyi görmekten yoksun davranışı beni bu tutuma itiyordu. Bu amaçla Hıristiyanların ileri gelenlerini bir araya topladım. Onlara bir toplum içindeki azınlıkların ayrı ayrı çalışmasından bir sonuç alınamayacağını, sessiz ve her şeyden habersiz görünen Türklerin haklarını koruma yönünden son damla kanlarını akıtmadıkça Bulgarlar için de bir çıkar sağlanamayacağını açıkladım. Şu kısa süren görevim sırasında davranışımdan ders edinmelerini ileri sürerek, Türklerin bölgedeki Hıristiyanlardan çok hükümetten zarar gördüklerini anlattım. Bu yönlerin dikkate alınarak kardeşliğin ve bir birlik sağlanmasının yana yakıla anlatmaya çalıştım. Sözlerimden öğütlenmiş gibi göründüler. Kent ve köylerdeki Hıristiyanlara emir gönderdiler. Her taraftan işe yaramaz üçer beşer silah teslim etmek suretiyle beni aldatacaklarını sandılar. Bu davranış benim için daha yararlı arama yapabilecek bölgeleri belirtmeye yaradı. (Anılar s.57)

Türklük adına verdiğim sözü yerine getirmek için hayatım pahasına da olsa kendisini güvenlik içinde evine teslim etmek suretiyle kaçmasını (komitacı Petro) kolaylaştıracağımı söyledim. ..... Rumeli’de Türkleri yok etmek politikasına, bu alçak manevraya ne kadar karşı olduğumu kendilerine birkaç kez anlatmış, bunu önlemek için Türklüğün şerefine yakışır bir biçimde birliğin sağlanması yolunda çalışacağımı ordunun da bu yolda kararlı olduğuna devlet baskısına değil, ülkenin bütünlüğünü sağlama yolunda hizmet eden İttihat ve Terakkiye bağlı olduğumu kendilerine anlatmak istemiştim. (Anılar s.61-62)

Türk, Arnavut, Bulgar, Rum, Ulah, Sırp, hepimizin aynı toprağın çocukları olduğumuz için eşitliğe dayanan bir devlet yaratmamız için çalışmamız gerektiğini anlattım. (Anılar s.62)

Bir zaman Kırste’yi gücünden yoksun bırakan, komitasını yok eden ben değil miydim? Elbette şimdi onun hakkını, ailesini korumak yine bana düşüyordu. Kadının kalbime seslenen sözleri bende büyük bir etki yapmıştı. . (Anılar s.85

Rumeli’de süregelen şu toplum çekişmelerini önleyip, onları sürdürenleri barıştırmak, haklarını korumak, kan davalarını söndürmek ve hepsini kardeş yapmak gerekmektedir. . (Anılar s.93)

Ayaklanmayı neden Resne’de başlaması gerektiğini ve bu ayaklanmaya katılacak kişilerinin sıfatlarını şöyle açıklıyor:

Yapılacak bu genel ayaklanma en önce Resne’ den başlamalıdır. Bulgarlar da ilk kez burada ayaklandılar. Bize bu belayı getirdiler. O nedenle ayaklanmanın bayrağını biz açmalıyız....Ama öyle fedakar isterim ki, çoluğunu çocuğunu, rahatını, hayatını, dünya ile olan tüm ilgisini, dünya zevklerini vatan yolunda feda etmeyi bilsin. (Anılar s.81)

...Türklerin açtığı bayrak altında toplanarak ayrılıkları, kırgınlıkları sararak, kaybettiklerini unutarak insanlıkla ülkenin yücelip yükseltmesine çalışacaklar. (Anılar s.235)

Allah’a olan inancı tamdı, söz verirken Tanrı adına yemin eder, şükrederken Tanrıya şükreder, yardım dilerken Tanrıdan diler idi, hesap gününe inanırdı:

Hainler, alçaklardan öç almak gün ve gücünü bana vermesini Ulu Tanrımdan diliyordum. (Anılar s.21)

...Bu güzel buluşmanin oluşundan Ulu Tanrima şükrettikten sonra amacimiza da ulaşacagimizin bir müjdecisi gibi bakiyorum. (Herkes evet, evet cevabini vermişti).

Arkadaşlar! Yurdumuzun büyük tehlikelere karşi karşiya kalmasi üzerine onu kurtuluşu için Tanrinin adina ettigimiz andi, yaptigimiz vaadi hatirliyor musunuz? (Anilar s.91-92)

Bu dileğimiz kabul olunmadığı takdirde yarın Tanrı huzurunda da sizden davacıyız. (Anılar s.127)

Başarinizi Tanridan diler, tüm kardeşlerimize gönülden sevgiler sunar, gözlerinizden öperiz. (Anilar s.134)

Bizim yardımcımız Tanrımdır. (Anılar s.161)

Türkler, Rumeli’de başka devletlerin uzanacak elini kesinlikle yok etmeye son damla kanlarini akitincaya kadar Tanri birligi üzerinde söz birligi etmişlerdir. Türkler insafli bir ulustur.

Hainler, alçaklardan öç almak gün ve gücünü bana vermesini Ulu Tanrımdan diliyordum. (Anılar s.21)

...Bu güzel buluşmanın oluşundan Ulu Tanrıma şükrettikten sonra amacımıza da ulaşacağımızın bir müjdecisi gibi bakıyorum. (Herkes evet, evet cevabini vermişti).

Arkadaşlar! Yurdumuzun büyük tehlikelere karşı karşıya kalması üzerine onu kurtuluşu için Tanrının adına ettiğimiz andı, yaptığımız vaadi hatırlıyor musunuz? (Anılar s.91-92)

Bu dileğimiz kabul olunmadığı takdirde yarın Tanrı huzurunda da sizden davacıyız. (Anılar s.127)

Başarınızı Tanrıdan diler, tüm kardeşlerimize gönülden sevgiler sunar, gözlerinizden öperiz. (Anılar s.134)

Bizim yardımcımız Tanrımdır. (Anılar s.161)

Türkler, Rumeli’de başka devletlerin uzanacak elini kesinlikle yok etmeye son damla kanlarını akıtıncaya kadar Tanrı birliği üzerinde söz birliği etmişlerdir. Türkler insaflı bir ulustur. (Anılar s.127)

Tanrımda sizden razı olsun. (Anılar s.174)

Okulların, Camilerin ve eğitimin durumunu şöyle anlatıyor:

Biz milletin, asker adını taşıyan şerefli bir bölümü, erlerinin subayları olmak üzere yetiştiriliyoruz. Görevimiz yurdu korumak, aldıran düşmanı yok etmek değil mi? Neden eğitimimizde, programlarımızda yurt sevgisinden eser yok. Bizi akıl ve mantık yolunda kutsal sayılacak düşüncelerden uzak kalmak zorunda bırakıyorlar. Bu kutsal düşüncelerin ve gelişip ilerlemesine yarayacak kitaplar okutmuyorlar. Ne için tarihin birçok çağlarından, bütün ulusların gelişip ilerlemesinden örnek alarak şu düşüşümüzü önleyecek gençliği yetiştirmek istemiyorlar? Bize yurtseverliği öğrenmek için Fransızca eserler okutuyorlar. (Anılar s.22)

Yalnız bir şeye üzüldük, yüz köyü olan ilçede okul denilecek bir bina bulunmamaktadır. Ulusumuzun çektiği, devletimizin uğradığı tüm kötülükler bundan değil midir? Hizmetin en büyüğü eğitimin yayılmasına, uygarlık ışığının yurdu kaplamasına yarayacak olan okulların kurulmasıyladır. (Anılar s.174)

Diğer köylerde olduğu gibi burada da okulun yokluğu camilerin yıkık döküklüğü yüreğimi sızlattı...Tüm geçtiğim yerlerde de toplumun el birliğiyle okullarını yapmaları, camilerini onarmaları, bunları yaşatmak için aralarında gelirler sağlamaları, Köy İhtiyar Heyetlerine genellikle öğütlüyordum. (Anılar s.181)

Amacı:

Bizim amacımız adalet, gücümüz haktır. (Anılar s.127)

17 Nisan 1913 yılında Arnavutluk kıyısında Avlonya’ da şehit edilmiştir.

Umarım ki az da olsa temel görüş ve düşüncelerini o zamanki toplumsal durumu kendi sözlerinden sizlere aktarmayı başardım. Fakat onu daha iyi tanımak için muhakkak Anılarını okumak lazım, bununla yetinmeyip o zamanki durumu daha iyi bilmek ve onun hakkında bulabildiğimiz kaynakları bir araya getirip bir eser meydana getirmek gerekir. Böylece ne fazla yüceltmeden nede yerlere vurmadan Resne’yi şöhrete kavuşturan, herkesin hakkını vermeye çalışan Resneli Niyazi’yi daha iyi tanır saygı ile anarız. Hiç olmazsa belirli günlerde ruhuna bir fatiha okuruz.

Peki Niyazi Beyi Resne tarihine damgasını vurduran şeyler nedir? İlk önce kendi düşüncelerini hepsini maalesef ölüm sebebiyle gerçekleştiremedi, ama yine Niyazi Bey dünyada eşi benzeri olmayan bir tarihi eser yani Resne “Niyazi Bey Sarayını” inşa etmiştir, ayrıca bugünkü Resne şehrin imar planında büyük rol oynamıştır.

Sultanın tarafından seçilerek Niyazi Bey Paris’e. Arkadaşı ise Resne’ye gelmesi gerekirken, bazı nedenlerden dolayı Niyazi Bey Resne’ye arkadaşı ise Paris’e gönderilmiştir. O zaman arkadaşı Paris’ten “Paris Belediyesi” binasından bir resim gönderir, aynı zamanda onun da o binada çalıştığını yazar. Bu resim Niyazi Bey’e bir fikir verir ve bir ara sonra Niyazi Bey ona bir mektup yollayarak o kendisi öyle bir binada yalnız çalışmak değil, aynı zamanda öyle bir binanın sahibi olacağını belirtmiştir.

Sarayın inşaatına 1904 yılında başlanmış, 1912 yılında tamamlanmıştır. Sarayın o günkü görünüşü bugünkü görünüşüyle hemen hemen aynıdır. O günkü Sarayın yalnızca bir eksikliği varmış o da Saray pencereleri camsızmış. Bu eksizlik o zaman camın çok sık rastlanan bir madde olmadığından dolayı kaynaklanmaktaydı, ama bu eksizlik de çok az bir zaman için düzetilmiştir. Bina mimari açıdan o kadar önemlidir ki bu yapıda çok sayıda Avrupa ve Osmanlı inşaat tarzlarının özellikleri varsa da, bu bina hiçbir Avrupa ve Osmanlı mimari yönüne düşmemektedir, daha doğrusu bu bina temiz Akademiktik (alternatif) stilinde inşaat edilmiştir. Saray dışında daha birçok yardımcı bina inşa edilmiştir. Onlardan sadece biri ev olarak kullanılmaktadır, diğerleri ise tamamen yıkılmıştır ve bugün hiçbir iz kalmamıştır. Niyazi Bey bir düşünceyle yaşıyormuş o da Resne şehrini Küçük Paris yapmak hayaliyle. Yaşlıların söylediklerine göre bina kayın özünden yapılmış temeller üzerinde inşaat edilmiştir. Kaliteli kayın Prespe gölü kıyısında bulunan Konysko köyünden getirilmiştir. Bu ağaçlar Perovo köyüne kadar sandallarla getirilmiş, ondan sonra ise at arabalarıyla ta Resne’ye kadar getirilmiştir. Temellerin bu şekilde yapılmasının tek sebebi binanın kurulduğu yerin suyla zengin olması. Bu düşüncenin doğru olduğunu bugün da ispatlayabiliriz çünkü bir asır geçmesine rağmen binanın durumu çok iyidir.

Herhalde Niyazi beyin isteği tam olarak yerine gelmemiştir, çünkü 17 Nisan 1908 yılında şimdiye kadar bilinmeyen sebeplerden ve tanınmamış kişiden Draç (Arnavutluk) limanında öldürülmüştür. Son sözü “NEDEN” olmuştur.

Resneli Niyazi Beyin Sarayı inşaat edilmesinden sonra fonksiyonu Resne Belediyesi Yönetim Merkezi idi. 1978 yılında İş Üniversitesinin açılmasıyla ve yeni kurulan müze topluluğuyla Resne “Dragi Toziya” Kültür Evi olarak kullanılıyordu. Bugün de Niyazi Bey Sarayı Kültür Evi, Resne Kent Müzesi, Resne Radyosu, Kurs Sınıfları, Kültür ve Sanat Mekanları, Dernek Mekanları olarak kullanmaktadır. MATUKAT’ın bu binada mekanı bulunmaktadır.

Bina 320m2 alan kapsamaktadır. İki kat ve bodrum depo olarak kullanmaktadır. Saray havlusunun daha çok alanı varmış, fakat son istatistik belgelerine göre 5600m alan kapsamaktadır. Saray için gereken malzemeler Türkiye’den, Yunanistan’dan ve İtalya’dan getirilmiştir. Sarayın öndeki kısmına bakarsak büyük giriş kapısı var. Kapı üstü ise balkon bulunmaktadır ve her gün Niyazi Bey bu balkona çıkıp Resne’yi seyrediyormuş.

Arka kısmında da bir kapı mevcuttur. Onun üstünde de balkon var ve bu balkondan Niyazi Bey Prespe ovasını, Prespe gölünü, Galiçiça dağını seyrediyormuş. Sarayın içine girdiğimizde hemen karşıda ikinci kat için merdivenler gözümüze çarpar. Bugün kullanılan oda sayısı 20’dir. 01 Eylül 1995 yılında yaşanan depremi çok az hasarla geçirdi. Fakat bu Sarayı eski görümüne döndürmek için büyük yardım gerek.
prensisa isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Sonforum'un önerileri

Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı


Saat: 23:00


lisanslı Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2022, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum SEO by Zoints
SonForum.org 2007-2025

2007-2025 © SonForum lisanslı bir markadır tüm içerik hakları saklıdır ve izinsiz kopyalanamaz, dağıtılamaz.

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir.
5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, şikayetlerinizi ve görüşlerinizi " İletişim " kısmından bize gönderirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır.



Bulut Sunucu Hosting ve Alan adı