sonforum.org

Anasayfa Facebook Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Geri git   sonforum.org > TARİH - KÜLTÜR ve SANAT > Türkler'in ve Yabancıların Biyografileri
Kayıt ol Google Üye Listesi Market Girişi Forumları Okundu Kabul Et


Türkler'in ve Yabancıların Biyografileri Ünlüler, Artistler, Aktörler, Sanatçılar , Rektörler, İş Adamları, Gazeteciler, Kaşifler, İdoller, Örnek Alınacak Kişiler - Biyografi

Yeni Konu aç  Cevapla
Seçenekler Stil
Okunmamış 02-23-2010, 23:51   #1
Kullanıcı Adı
prensisa
Standart Immanuel Kant Kimdir? Hayatı, Biyografisi ve Yaşamı Hakkındaki Yazılar

IMMANUEL KANT (1724-1804)


Batı dünyasının yetiştirdiği en büyük filozoflardan biri olan Kant, felsefesi ile kendisinden sonraki pek çok filozof için bir çıkış noktası, bir tartışma zemini olmuştur. Kant felsefesi, felsefe tarihi içinde başlıbaşına bir akımın, bir dönemin oluşmasına neden olmuştur. Kant çok varlıklı olmayan bir ailenin oğludur. Dini ağırlıklı olmakla birlikte kilisenin katılığından uzak olan bir okulda eğitim gördükten sonra Königsberg Üniversitesine girdi. Üniversitedeki Felsefe ve Doğa Bilimleri eğitiminden sonra özel öğretmenliğe başladı. Kısa süre sonra da mezun olduğu Üniversitede ders verme hakkını kazanınca rahat çalışmak için gerekli bir yer sahibi oldu. Bu sırada Evrenin oluşumunu açıkladığı bir kitap yazdı. Bu teorisi ve aynı sıralarda Kant'dan habersiz olarak benzer bir teori geliştirmiş olan Laplace'ın çalışması ile birlikte ünlü Kant-Laplace teorisi ortaya çıktı. Daha sonra bir tez ile ****fizik ve Mantık Ordinariüs'ü oldu. Bu tez ile kendi felsefesinin sinyallerini vermiş ancak yine de buraya kadar Leibniz felsefesi çevresindedir. Bundan sonra Kant onbir yıl boyunca çok titiz bir çalışma dönemi geçirmiş, kendi felsefesini olgunlaştırmış ve pek birşey yayınlamamıştır. Sonunda yeni bir felsefe çığırı açacak olan ve felsefesini temellendirdiği eserini yayınlamış. Bundan başka iki önemli eseri daha bulunan Kant'ın irili ufaklı pek çok yazısı bulunmasına rağmen bu üç eseri felsefesinin temelini oluşturur.

Kant çalışmasında "transcendental" yöntem adını verdiği bir yöntemi kullanır. Bu yöntem ile bilgiyi kendisi ve aklın sınırları içinde araştırır. Kant yargıları sınıflandırmıştır. 1. Analitik yargılar; Bir kavramı, cismi sadece açıklayan onda var olanı bildiren yargılardır. 2. Sentetik yargılar; Bize yeni birşeyler bildiren, kavramlarımızı başka kavramlarla birleştirmemizi sağlayan yargılardır. Bunlardan başka yine iki sınıf yargı vardır. 1. A priori yargılar; Zorunlu, tümel geçerliliği olan ve deneylerle değişmeyen yargılardır. 2. A posteriori yargılar; Deneyler ile değişebilecek sallantılı ve güvenilmez yargılardır. Kant bu sınıflandırmayı yaptıktan sonra hem sentetik hem de a priori olan yargılara ulaşmaya çalışmış ve çalışmasının sistemini bu yönde kurmuştur. Bu tür yargılar tanımlarından da anlaşılacağı üzere hem bilgimizi genişleten hem de deneyler ile değişmeyecek tümel geçer yargılardır. Bu tür yargılar matematik ve fizik gibi konularda bolca bulunabilir. Örneğin; Doğru, iki nokta arasında en kısa yoldur. Bu yargı deney ile değişmeyeceğine göre a priori ve iki nokta arasında en kısa yol olması "doğru" kavramının kendisinden çıkartılamayacağına, yeni bir şey söylendiğine göre sentetik bir yargıdır. Peki bu tür yargılar ****fizik konularda da bulunabilir mi? İşte Kant'ın bulmak istediği de budur. ****fizikte böyle yargılara ulaşmak demek ****fiziğin bir bilim olabilmesi demektir, bilimsel bir yöntemi olması demektir, yoksa ****fizik bir bilim olmaktan çıkar ve imkansızlaşır.

Kant'a kadar olan felsefede hep, cisimler üstüne kurulan bilginin, tasarımların cisimlerden edinildiği fikri hakimdi. Ancak Kant bu düşünceyi tersine çevirmiştir. Ona göre cisimler üstüne bir bilgi oluşabilmesi için deney ile oluşan a posteriori görüler ile deneyden bağımsız a priori kavramların birlşmesi gerekir. Yani deney ile bir bilgi oluşabilmesi için a priori olan kavramların deneye şekil vermesi onu biçimlendirmesi, bir form kazandırması gerekir. Eğer bu a priori kavramlar olmasaydı deney kavranamazdı. Aynı şekilde bir görü ile birleşmemiş kavramların da içleri boştur ve anlamsızdır. Kant bu durumu şöyle özetlemiş; Görüsüz kavramlar boş, kavramsız görüler kördür. Böylece bilgi, cisimlerden ayrı olan Kant'ın kategoriler dediği a priori bir temel üzerine kurulmuş oluyor. Bu kategorilerden başka bir de doğa yasalarını tespit eden yargılar vardır. Bu yargılar sayesinde doğadaki cisimler arasındaki bağlantılar oluşturulur. Doğa cisimler ile aralarındaki bağlantılardan, yasaladan ibarettir.

****fiziğin konusu ise idelerdir. İdeler, cisimler dünyasında bir karşılıkları olmayan salt akıl kavramları, ****fizik objelerdir. Kant 'a göre akıl doğal yapısı gereği ****fizik ideleri araştırmaya yatkındır. Ancak deneyin dışında çıkan akıl zorunlu olarak çelişmelere düşer. İşte bu nedenle Kant eğer ****fizik ile uğraşılacaksa bunun bilimsel bir yöntemle yapılmasını doğru bulur.

Kant ahlak konusunda da a priori bilgiyi, tümel geçerliliği olan bir ahlakı arar. Ona göre doğa insanı bir ereğe göre yaratmıştır. Bu erek olsa olsa iyi istençtir. Çünkü insanın aklı vardır ve akıl insana cisimlerin üzerinde ayrı bir değer kazandırır ve ona ereğe bağlı bir ödev duygusu verir. İşte bu ödev duygusundan koşulsuz olarak çıkan eylemler iyi dir. Bunun yanında insan doğanın bir parçasıdır yani dağal eğilimleri vardır. Bu durumda insanın, eylemlerini gerçekleştirirken ödevi ve doğal eğilimleri arasında bir çatışma veya uyuşma olabilir, ancak bir uyuşma olması eylemi iyi yapmaz. Eylemi iyi yapan ikinci özellik ise eyleme sebep olan ilkedir. Eylem bir nesneye yönelmiş olabilir ama onu iyi yapan bu eyleme başlatan ilkedir.

Kant ahlak konusunda bu tür yasaları aramıştır. Ona göre iki tür ahlak yasası vardır. Birinci tür yasalar bir koşula bağlıdır. Örneğin; Şöyle olmasını istiyorsan şöyle yap, gibi. Ancak bu tür yasalar tümel geçer özelliği taşımaz ve herkes için bağlayıcı olamaz. İkinci tür yasalar ise kesin ve mutlak olarak emreder. Bu tür yasalar a priori olmayan deney dünyasındaki bir sonuç için veya içgüdüler için söylenemez çünkü zorunlu, tümel geçer ve koşulsuz olmak zorundadır. Bu tür yasanın birinci formülü "Genel bir yasa olmasını isteyebileceğin bir ilkeye göre eyle" 'dir. Bu formülle bu tür yasaların ne oldukları belli olmaz ancak bir çerçevesi çizilmiş olur. İkinci formül "İnsanlığı, kendinde ve başkalarında, hiçbir zaman bir araç olarak değil, hep bir erek olarak görecek gibi eyle" dir. Üçüncüsü "Özerklik (Autonomie) idesine göre eyle" dir. Burada aklın kendisini gerçekleştirebilmesi için özgür olması gerektiği ortaya çıkıyor ve akıl kendi yasasını kendisi koyabilirse özgür olur. Böylece Kant, insanın doğa yasaları dışında kendi yasalarına da bağlı olduğu sonucuna varıyor. Özgürlükde böylece mümkün olabiliyor.

Ona göre esteteik konusundada bir a priori vardır. Yani zevkler tartışılmaz değildir. Kant bunu dört önerme ile savunur. 1."Beğeni, bir obje üzerine, hiçbir karşılık gözetmeden hoşlanma ve hoşlanmama ile yargı verme yetisidir. Böyle bir hoşlanmanın konusuna da güzel deriz." Buradaki önemli nokta, hiçbir karşılık gözetmeme halidir. Estetik beğeni bir yargı vermedir ve hiçbir edimsel yanı yoktur. Böylece güzel, iyi ve yararlı olandan ayrılmış oluyor. Çünkü yararlı veya iyi olan bir şeye sahip olmak isteriz. Oysa güzel'in eylem ile bir ilgisi yoktur. 2. "Güzel, kavramsız bir şekilde, genel olarak hoşa giden şeydir." Güzel'i güzel yapan kavramsız olmasıdır. Eğer bir portre karşısında ben bu kişiyi tanıyorum gibi bir yargı verirsek bu esteteik bir yargı olmaz. Hoşa gitme de geneldir, çünkü burada bir a priori vardır. Böylece estetik yargı bilgiden, güzel'de doğrudan ayrılmış oluyor. 3. "Güzellik, objede bir ereğin bulunduğu tasarımı olmaksızın bir objenin ereğe uygun olmasının formudur." Burada anlatılmak istenilen objeyi güzel yapanın, obje oluşturulurken gözetilen erek değil onu algılayan bakımından ereğe uygun olma durumudur. 4. "Güzel, kavramsız olan zorunlu bir hoşlanmanın konusu diye bilinen şeydir." Böylece beğeni yargıları zorunlu oluyor.

19.ncu yy.'da ortaya çıkan ve Alman idealizmi olarak bilinen dönem tamamen Kant'ın yol açtığı bir dönemdir. Önceleri pek anlaşılamayan Kant'ın kritik yöntemi felsefe için çok verimli bir kaynak olmuştur. O dönemin tüm Alman idealistleri Kant'ı çıkış noktası almışlar ve bir sisiteme ulaşmaya çalışmışlardır. Ortaya çıkardığı sonuçlar nedeniyle Kant felsefesi tarihte özel bir yere sahiptir.





Temel eserleri: Kritik der Reinen Vernunft (Saf Aklın Eleştirisi), Kritik der Pratischen Vernunft (Pratik Aklın Eleştirisi) ve Kritik der Urteilkraft (Yargı Gücünün Eleştirisi).

Temeller:
Modern felsefenin gelişim seyrine uygun olarak epistemolojiyi ön plana çikartmis olan Kant, öncelikle Hume'dan etkilenmiştir. Kendi deyişiyle Hume onu dogmatik uykusundan uyandıran, spekülatif felsefe alanındaki araştırmalarına yeni bir yön veren filozof olmuştur. Öte yandan, o Descartes'in akılcılığının da birtakım olumlu yönler içerdiğini saptamış ve zihnimizin, matematikle uğraştığı zamanki işleyiş tarzı karşisında adeta büyülenmiştir. Kant, bundan başka asıl, onyedinci ve onsekizinci yüzyıllarda göz kamaştırıcı gelişmeler kaydeden bilimden, özellikle de fizikten etkilenmiştir. Kant'ın gözünde bilim, öncülleri kesin olan ve yöntemleri, ancak Hume'unki gibi felsefi bir kuşkuculuk benimsendiği zaman, sorgulanabilen evrensel bir disiplindir. Bir bilim adamı, Kant'a göre, bir yandan kendisinden önceki bilim adamlarının ulaştığı sonuçları kabul eder; yine, bir bilim adamı kabul ettiği bu sonuçlara ek olarak, yeni araştırmalara giriştiği zaman, deneysel yöntemler kullanır. Bilim yansızdır ve nesneldir.

Öte yandan bilimin, özellikle de Newton tarafından geliştirilen modern fiziğin çok başarılı sonuçlar doğurmuş olan yöntemi, Kant'a göre, rasyonalizmi de empirizmi de aşarak gelişmiştir. Başka bir deyişle, fizik bilimi, rasyonalizmin ulaştığı sonuçları da, empirizmin ulaştığı sonuçları da yanlışlayarak gelişimini sürdürmektedir. Buna göre, kendisine en sağlam bilgi modeli olarak düşünülen matematiği örnek alan rasyonalizm, şeylerin bizatihi kendilerine yönelmeden, şeylerin kendileriyle bir temas kurmadan, yalnızca düşünceleri birbirlerine bağlamakla yetinip, şeylerin kendileriyle ilgili olarak a priori sonuçlara ulaşir. Oysa fizik, matematiği de kullanarak şeylerin bizzatihi kendilerine yönelmekte, şeylerin kendileriyle, rasyonalizm tarafından kurulamayan teması, başarılı bir biçimde kurmaktadır.

Kant'a göre, İngiliz filozofu Hume'un empirizmi, belirli bir nedenden daima aynı sonucun çikacagini hiçbir zaman kesin olarak bilemeyeceğimizi savunmak suretiyle, nedensellikle ilgili olarak kuşkucu bir tavrı benimsemiştir. Oysa, çok başarılı sonuçlar elde etmiş olan fizik bilimi hemen tümüyle nedensellik ilkesine dayanmaktadır. Kant bu bağlamda, kendisine düşen işin, rasyonalizm tarafından da, empirizm tarafından da açıklanıp temellendirilemeyen bilimi, özellikle de fizik bilimini temellendirmek, bilimsel bir biçimde düşündüğü zaman, insan zihninin nasıl işlediğini bulmak olduğunu düşünmüştür.

Başka bir deyişle, o felsefedeki ilk ve temel misyonunun bilimi temellendirmek, daha sonra da ahlakın ve dinin rasyonelliğini savunmak olduğuna inanmıştır. Bununla birlikte, bu hiç de kolay bir iş değildir, çünkü bilim ve din yüzyıllardır birbirlerine karşi amansız bir mücadele içinde olmuşlar ve bilim, dinin otoritesi karşisında mutlak bir zafer kazanma yoluna girmiştir. Bu zafer, Kant'a göre, bilimin bakış açısından iyi ve olumlu olmakla birlikte, ahlak ve dinin bakış açısından tam bir felakettir.

Bilimin dinin müdahaleleri karşisında özerkligini kazanması hiç kuşku yok ki iyi bir şeydir, fakat bu, bilimsel olmayan tüm inançların, din ve ahlakın temelsizleşmesi ve anlamsızlaşması anlamına geliyorsa, bilimin zaferi, insanlık açısından, dinin bakış açısından gerçek bir felakettir. Kant, öyleyse, yalnızca din, bilim ve ahlakı temellendirmek durumunda kalmamış, fakat rasyonel bir varlık olmanın ne anlama geldiğini gösterme durumunda kalmıştır. O, işte bu amacı gerçekleştirebilmek için, hem Descartes'in rasyonalizminden ve hem de Hume'un empirizminden önemli gördüğü ögeleri alarak, transendental epistemolojik idealizm diye bilinen kendi bilgi kuramını geliştirmiş, yükselen bilimin felsefi temellerini gösterdikten sonra, özgürlük ve ödev düşüncesine dayanarak Hıristiyan ahlakını savunma çabası vermiştir.

Bilgi Görüşleri:
Düşüncesinde rasyonalist felsefeyle empirist felsefenin bir sentezini yapan Immanuel Kant, bilgide hem deneyimin ve hem de aklın katkısının kaçınılmaz olduğunu öne sürmüştür. O, ilk olarak en basit bir deneyimin, duyu izlenimlerinin bile a priori bir ögeyi, deneyden türemeyen, fakat deneyi yaratan ve mümkün kılan bir ögeyi içerdiğini göstermiştir. Söz konusu a priori ögelere karşilık gelen zaman ve mekana, deneyin transendental koşulları adını veren Kant, böylelikle Hume'un matematiksel bilimlerin tümüyle analitik bir yapıda olduğu görüşüne karşi, matematiğin mekan ve sayıyla ilgili yargılarının sentetik doğasını ortaya koyabilme imkanı bulabilmiştir.

Başka bir deyişle, zihnin bilgideki temel, ayırıcı faaliyetini deneyimden gelen ham ve işlenmemiş malzemeyi bir sentezden geçirmek ve bu malzemeyi birleştirip, ona bir birlik kazan9dırmak olarak tanımlayan Kant'a göre, zihin söz konusu sentezi, herşeyden önce, çesitli tecrübelerimizi sezginin belirli kalıpları içine yerleştirerek gerçekleştirir. Sezginin söz konusu kalıpları ise zaman ve mekandır. Buna göre, biz şeyleri zorunlulukla zaman ve mekan içinde olan şeyler olarak algılarız. Bununla birlikte, zaman ve mekan duyu-deneyinden türetilmiş ideler, izlenimler ya da kavramlar değildirler. Zaman ve mekanla, Kant'a göre, doğrudan ve aracısız olarak sezgide karşilaşilır. Bunlar sezginin a priori, yani her türlü deneyimden önce gelen ve her tür deneyin onsuz olunamaz koşulları olan kalıplarıdırlar. Yani, bunlar duyu-deneyindeki nesneleri her zaman kendileri aracılığıyla algılamakta olduğumuz gözlüklerdir. O zaman ve mekanla ilgili bu ögretisine transendental estetik adını verdikten sonra, transendental analitiğe, kategoriler ögretisine geçmiş ve tıpkı, duyarlık ya da deneyimin a priori algı formları içermesi gibi, doğaya ilişkin araştırma ve bilginin de bağıntı, töz ve nedensellik türünden a priori ilkeleri içerdiğini göstermiştir.

En sıradan düşüncede bile, sistematik olmayan bir tarzda varolan bu kategoriler, matematiksel-mekanik bir doğa biliminin temel ögeleri olarak ortaya çikar ve rasyonel bir doğa kavrayışını mümkün hale getirir. Başka bir deyişle, düşüncenin ya da insan zihninin duyu-deneyinden gelen malzemeye bir birlik kazandırması veya söz konusu malzemeyi bir sentezden geçirmesiyle ilgili olan belirli kategorilerin bulunduğunu ifade eden Kant'a göre, zihin söz konusu sentez ya da birleştirme faaliyetini çesitli yargılar ortaya koymak suretiyle gerçekleştirir, öyle ki bu yargılar bizim dünyaya ilişkin yorumumuzun temel bileşenlerini meydana getirir. Deneyimde söz konusu olan çokluk, Kant'a göre, bizim tarafımızdan nicelik, nitelik, bağıntı, töz gibi belirli değişmez formlar ya da kavramlar aracılığıyla değerlendirilir ya da yargılanır. Örnegin, nicelikle ilgili bir yargı söz konusu olduğunda, zihnimizde bir ya da çok olan vardır. Nitelikle ilgili bir yargı öne sürdüğümüz zaman, ya olumlu ya da olumsuz bir önerme ortaya koyarız. Bağıntıyla ilgili bir yargıda bulunduğumuz zaman ise, ya neden ile sonucu ya da özne ile yüklem bağıntısını düşünürüz.

Bütün bu düşünme tarzları, Kant'a göre, zihnin duyu-deneyinden gelen malzemeyi birleştirme, bu malzemeyi sentezden geçirme ya da söz konusu malzemeye bir birlik kazandırma faaliyetinin temel bileşenleridir. Ve biz bu sentez faaliyetiyle de duyu izlenimlerinin çoklugundan, yani sonsuz sayıdaki darmadağınık izlenimden, tek bir tutarlı dünya resmi elde ederiz.

Kant'a göre, duyu deneyinin kapsamı içine giren her nesne, bu kategorilerden birine ya da diğerine uymak durumundadır. Zira anlama yetisi, insan zihni bu kategorilere uymayan bir şeyi hiçbir şekilde konu alamaz, alsa bile anlayamaz. Görünüşlerin, fenomenlerin bir şekilde anlaşilabilmeleri için, onlara anlama yetisinin kategorileri aracılığıyla bir yapı kazandırılması gerekmektedir. Anlama yetisinin kategorilerine uymayan bir şey insan zihni tarafından bilinemez. Kant'a göre, duyu-deneyimiz belirli bir yapı ve bir birlik sergilemektedir. İşte duyu-deneyinin sergilediği bu yapı ve birlik, ancak ve ancak görünüşleri kendi kategorilerine göre düzenleyen anlama yetisinin faaliyetiyle açıklanabilir.

Bununla birlikte, kategoriler düşüncenin ya da bilginin öznel koşulları olduklarından, burada bunların nasıl olup da nesnel bir geçerliliğe sahip olabildiği, yani nesnelere ilişkin bilgimizi mümkün kılan koşulları sağlayabildikleri sorusu ortaya çikar. Kant'a göre, a priori kavramlar olarak kategorilerin nesnel geçerliliği, insanın nesnelere ilişkin duyu-deneyinin yalnızca bu kategoriler sayesinde mümkün olabilmesi olgusuna dayanır. Duyu-deneyinin bir nesnesi, yalnızca bu kategorilerle düşünülebilir. Bir nesneyle ilgili bir düşünce, onunla ilgili tüm yargılar ve dolayısıyla ona ilişkin bilgi, yalnızca kategorilerin sağladığı kavramsal çerçeve içinde olanaklıdır.

İnsan zihninin yalnızca, kategorileri aracılığıyla kendilerine bir yapı kazandırdığı fenomenleri bilebileceğini, bunun ötesine giderek şeylerin bizatihi kendilerini bilemeyeceğini, duyu deneyindeki nesnelerin insan zihninin işleyişine uyduğu için bilinebildiklerini söyleyen ve tüm empirik yasaları insan zihninin yasalarına indirgeyen Kant'ın bu bilgi anlayışının en önemli sonuçları, mutlak bir determinizm, bilginin sınırlılığı ve ****fiziğin imkansızlığıyla ilgili sonuçlardır. Bilgimiz iki bakımdan sınırlıdır. Bilgi, herşeyden önce duyu-deneyinin dünyasıyla sınırlanmıştır. Bilgimiz ikinci olarak, algılama ve düşünme yetilerimizin deneyimin ham malzemesini işleme ve düzenleme tarzlarıyla sınırlanmıştır. Kant elbette ki, bize görünen dünyanın nihai ve en yüksek gerçeklik olmadığından kuşku duymaz. Nitekim, o fenomenal gerçeklikle, yani duyusal olmayan ve akılla anlaşilabilir olan dünya arasında bir ayrım yapmıştır. Bir şey algılanmadığı zaman nedir? Şeyin bizzatihi kendisi ne anlama gelir?

****fiziği:
biz algılamadığımız şeyleri elbette ki bilemeyiz. Bizim bildiğimiz şeyler numenler, şeylerin kendileri değil de, fenomenlerdir, şeylerin görünüşleridir. Bizim bildiğimiz nesneler duyular aracılığıyla algılanan nesnelerdir. Biz buna ek olarak, duyusal dünyanın bizim zihnimiz tarafından yaratılmadığını biliyoruz. Zihin, bu dünyayı yaratmak yerine, şeylerin kendilerinden türetilmiş olan ideleri ona yüklemektedir. Bu, bizden bağımsız olarak var olan, ancak bizim kendisini yalnızca bize göründüğü ve bizim tarafımızdan düzenlendiği şekliyle bilebildiğimiz bir dış gerçekliğin varolduğu anlamına gelir. Böyle bir gerçeklik bizim bilgimizi arttırmaz, fakat bize bilgimizin sınırlarını gösterir.

Immanuel Kant bu ögretisiyle bilimsel bilginin olanaklı olduğunu göstererek, Newton fiziğini temellendirir, fakat varlığın genel ilkeleri, Tanrı'nın varoluşu, ruhu ölümsüzlügü gibi konuları ele alan geleneksel ****fiziği olanaksız hale getirir. Çünkü, ****fizik alanında, ruh, Tanrı, evren kavramlarını düşündüğümüz zaman, burada duyu-deneyi tarafından sağlanan malzeme bulunmaz. Bilginin iki temel ögesinden biri olan deney, tecrübe ögesi ****fizik alanında söz konusu olmadığı için, akıl burada antinomilere düşer. Öyleyse, ****fizik alanında bilimsel bilgi olanaklı değildir.

Ahlakı:
Bununla birlikte, Kant görünüş-gerçeklik ya da fenomen-numen ayırımını insan varlığına uygulayarak, ahlak imkanını kurtarır. Zira, ona göre, insanın bir fenomen, bir de numen tarafı vardır. Yani, insanın biri duyusal, diğeri akılla anlaşilabilir olan iki farklı boyutu vardır. Duyusal yönüyle ele alındığında, insan doğadaki mekanizmanın bir parçasıdır. Başka bir deyişle, insan fiziki eğilimleriyle, içgüdüleriyle fenomenler dünyasının bir ögesidir.

Buna karşın, insan kendisini hayvandan ayıran aklıyla, fenomenler dünyasının üstüne yükselir, aklı sayesinde, nedenselliğin, doğal zorunluluğun hüküm sürdüğü dünyanın ötesine geçip özgür olur. Başka bir deyişle, ****fiziğin ancak pratik akıl alanında, ahlaki iradenin kesin kanaatleriyle mümkün olabileceğini savunan ve deneyimdeki a priori ögeyi çikarsama yöntemini, ahlak alanında ahlaki yargılara da uygulayan Kant, önce ahlaki yargıları psikolojik bir açıdan değerlendirmiş ve sonra kategorik buyrukla, yani formel olarak koşulsuz olma özelligiyle, ahlak alanında a priori ögeyi yakalamıştır.

Ona göre, kategorik buyruğun, yani insandan insan olduğu için belli şeyleri yapması isteyen ahlak yasasının, iyi iradenin tanınması, insanın yüceliğini, gerçek kişiliğini ve insan varlıklarını kişiler olarak birbirlerine bağlayan halkayı oluşturur. Pratik ve ahlaki temeller üzerinde gelişen bir ****fizik öne süren Kant'ın felsefesinde, bu ikinci alan, teorik aklın zorunlulukla belirlenen duyusal dünyasından sonra, pratik aklın özgürlükle belirlenen akılla anlaşilabilir dünyası olarak ortaya çikar. Akılla anlaşilabilir özgürlük dünyasının fiziki ve doğal dünyayla olan ilişkisinin ne olduğu sorusu ise, Kant'ı her iki dünyayı da uyumlu kılan bir tanrısal düzen postülasıyla, ölümsüzlük postülasına götürür ki, bu postülalar da ifadesini Tanrı düşüncesinde bulmaktadır.
prensisa isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Sonforum'un önerileri

Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı


Saat: 22:49


lisanslı Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2022, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum SEO by Zoints
SonForum.org 2007-2025

2007-2025 © SonForum lisanslı bir markadır tüm içerik hakları saklıdır ve izinsiz kopyalanamaz, dağıtılamaz.

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir.
5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, şikayetlerinizi ve görüşlerinizi " İletişim " kısmından bize gönderirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır.



Bulut Sunucu Hosting ve Alan adı