![]() |
|
Türkler'in ve Yabancıların Biyografileri Ünlüler, Artistler, Aktörler, Sanatçılar , Rektörler, İş Adamları, Gazeteciler, Kaşifler, İdoller, Örnek Alınacak Kişiler - Biyografi |
|
Seçenekler | Stil |
![]() |
#1 |
![]() Tolga ÇANDAR 1959 yılında Muğla’nın Milas ilçesinde doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Milas’ta tamamladıktan sonra Ankara’ya, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ne gitti. ODTÜ Mühendislik Fakültesi İnşaat Bölümü’nde öğrenim gören Çandar, tiyatro çalışmaları için ODTÜ Oyuncuları’na, halk müziği çalışmaları için de Türk Halk Bilimleri Topluluğu’na devam etti.
Üniversitenin üçüncü sınıfında iken, üç arkadaşı ile birlikte kurdukları ÇAĞDAŞ TÜRKÜ topluluğu adı altında ilk albümleri olan"Bekle Beni"yi yaptılar. Bu albüm aynı zamanda Tolga ÇANDAR’ın profesyonel müzik yaşamına adım atmasına zemin hazırlar. Bekle Beni albümünde olduğu gibi, yine Eftal Küçük ve Tolga Çandar bestelerinden oluşan "Delikanlıya" adlı bir albüm daha yapan topluluk, dağılır. Bunun üzerine Çandar müzik yolculuğuna yalnız devam eder. Bir yandan beste çalışmalarına devam eden Çandar, diğer yandan da "Türküleri Ege’nin" adlı bir albüm hazırlar. Bu albümün gördüğü yoğun ilgi, Tolga Çandar’ın müzik yolculuğunda izleyeceği yolu da belirlemiş olur. Müzik çalışmalarının yanı sıra çeşitli dergilerde yazılar da yazan Çandar, Felsefe, sosyoloji, siyaset bilimi konularına ilgi duymaktadır. Çandar’ın en büyük tutkularından birisi de havacılıktır. 1977 yılında ODTÜ dokuz ay sürecek olan boykot sürecine girince, okulun geleceği konusundaki belirsizlik ortamında Çandar, Hava Harp Okulu sınavlarına girer. Sınavları başarıyla tamamlar ve İzmir Cumaovası meydanında (bugünkü Adnan Menderes havaalanı) T-41 uçağı ile eğitim uçuşlarına katılır, ancak uçuşları tamamlamadan, sekizinci sorti sonunda kamptan ayrılır ve ODTÜ’ye geri döner, ancak içindeki uçma isteği hiçbir zaman yok olmaz. Çağdaş Türkü topluluğu ile yaptıkları "Bekle Beni" ve "Delikanlıya" adlı albümlerden sonra Çandar, sırasıyla "Türküleri Ege’nin", "Harman", "Türküden Şarkıya", "Sen Türkülerdesin", "Kar Yangını", "Türküleri Ege’nin 2", "Sular Gibi", "’Türküleri Ege’nin 3" ve soprano Seza Kırgız ile birlikte seslendirdikleri "Aşikar" adlı albümlere imza attı. Belgesel film müzikleri ve tiyatro müzikleri de yapan Çandar evlidir ve 8 yaşında Karya adında bir oğlu vardır. kendi ağzından ÇAĞDAŞ TÜRKÜ 1980 askeri harekatının ardından, üniversiteler derin bir sessizliğe gömüldü. Entelektüel yaşama yön veren beyinler baskı altına alındı. Sanat, edebiyat ve bilim çevrelerinin toplumla bağlaşımları kesildi. Sanatı sanat yapan en önemli şeylerden biri olan özgürlük ortamı yok edildi. Aydınlar cezaevlerine kapatıldılar. Dışarıda kalanlar ise korku içindeydiler. İnsanlar birbirlerine selam dahi vermeye çekiniyorlardı. Böyle bir ortamda, aynı üniversitede okumakta olan Eftal Küçük’ün girişimiyle Çağdaş Türkü topluluğunu kurduk. Gitar, kemençe ve besteleriyle Eftal Küçük, solist, bağlama ve besteleriyle Tolga Çandar, piyanist Bahadır Suda ve bas gitarcı Erkan Oban’dan oluşan toplulukla iki albüm hazırladık. ”Bekle Beni” ve “Delikanlıya” adlı bu albümler tamamen kendi bestelerimizden oluşmaktadır. Bizimkiyle aynı siyasal kaderi paylaşan ülkelerin müzisyenlerinin, yüz yüze kaldıkları yoz-yabancı kültür bombardımanına karşı geliştirdikleri bir akım olan “New Song Movement” akımından esinlenerek adımızı “Çağdaş Türkü” koyduk. Çünkü, bizde onlar gibi kendi geleneksel müzik birikimimizden hareketle ve çağdaş müzik standartlarını birlikte kullanarak, bugünün türküsünü yaratmayı amaçlıyorduk. Alternatif siyasal projeleri olanların alternatif sanatsal projeleri de olmalıdır. Aksi taktirde yarım bir proje olmaktan öte gidemez. Bu amaçla oluşmuş olan Çağdaş Türkü projesi bugünde sürmektedir. ----------------------------------- kendisi ile yapılan bir röportaj Kalbi Ege'de mühendis kısa kısa ODTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü'nde okudu. Üniversitenin boykota girdiği 1977'de Hava Harp Okulu'nun sınavlarını kazandı. Eğitim uçuşlarına katıldı. Ama onun asıl tutkusu Ege türküleri. 1986'da üç arkadaşıyla birlikte kurduğu Çağdaş Türkü Topluluğu ile ilk albümleri "Bekle Beni"yi hazırladılar. Çandar'ın ilk kişisel çalışması ertesi yıl çıkan "Türküleri Ege'nin" oldu. Bu albüm daha sonra bir seriye dönüştü. Muğla Valiliği'nin talebi üzerine Muğla türkülerini seslendirdi. Yılbaşı öncesi Muğla Valiliği'nden bir paket geldi. İçinde "Muğla Türküleri 2" adlı bir CD ve kaset vardı. "Pek Yokuşmuş Cavır Asarın Yolları, Eyyübüm Zeybeği, Yörük Yaylası, Demirciler Demir Döver" gibi türkülerin yer aldığı albümün içindeki kitapçıkta bazı açıklamalara yer verilmişti. Türkülerin bazılarının hikayeleri ve araştırmacı yazar Mehmet Ali Eren'in halk müziği ve yerleşim alanlarına göre ayırdığı yöreler hakkındaki bilgiler vardı. Muğla Valiliği ile görüşmemiz sonucunda türküleri seslendiren Tolga Çandar'a ulaştık. Almanya'daydı. Birkaç hafta sonra Türkiye'de olacaktı. Geçtiğimiz cumartesi günü İstanbul'da kaldığı otelde önce sohbet ettik. Daha sonra birlikte Akşam gazetesine geldik. Muğla şivesini çok güzel konuşuyordu. Sohbetli, hikayeli, fıkralı bir mini konser verdi. Keyifli akşamın sonunda otele geri dönmesi gerekiyordu. Gecenin ilerleyen saatlerinde Galata'da bir başka konser verecekti. Muğla Türküleri'nde kendisine eşlik eden opera sanatçısı Seza Kırgız'la sahne alacakları Değirmen Sanat Evi'ne gittik. Kendisini dinlemeye gelenler arasında Egeliler olduğunu öğrenice ister istemez şivesinin değiştiğini söylüyordu. Belli ki bu durum hoşuna gidiyor, daha da keyiflendiriyordu. Muğla Türküleri çalışmalarınız nasıl oluştu? - İlk çalışmada Çökertme, Ormancı, Kerimoğlu Zeybeği, Muğla Zeybeği gibi Muğla'nın en popüler türkülerini seçtik. Türküleri Ege'nin serisinde de yer alan o türküleri insanlarımız çok sevdi. Biz de bu çalışmada yörede en bilinen, kanıtlarıyla gerçeğe en uygun olan öyküleri derleyip toparladık. İlk albümde öykülü dediğimiz türküler vardı. İkincisinde bir olay üzerine yakılmış türkü sayısı azdı. Kalıcılığı ve melodik zenginliği yani müzikal anlamda farkları yok. Hepsi seçme türküler. Anadolu uygarlığı, Karya ile İyon ve Grek gibi farklı kültürler Muğla'nın geleneksel yapısını, müziklerini, yemeklerini de zenginleştirmiş. Dolayısyla Muğla türküleri Türk halk müziği bütünlüğü içerisinde dikkat çekiyor. Vali Hüseyin Aksoy'un aralarında olduğu yeni kuşak valiler sanatın toplum yaşamındaki önemini kavradı. Antoloji mantığıyla bir başlık altında toplayıp Muğla türkülerini anlatmayı amaçlamışlar. Benim Ege türküleriyle ilgili birikimimi bu çalışmada kullanmak istediler. Seve seve katıldım. Sıra halk oyunlarında Peki bu çalışmaların devamı gelecek mi? - Bana kalırsa şu anda benim yapabileceğimi yaptık. Batı ve doğu Muğla her ne kadar ortak yanları çok olsa da, kültürde biraz farklı. Doğu Muğla-Fethiye tarafında yayla kültürü var. Teke yöresinin ve Alevilerin bir kolu olan Tahtacı kültürünün izleri görülüyor. Batıda zeybek ağırlıktadır. Sahil şeridinde adalılarla ortak üretilen kültür egemen. İki çalışmada da bunu yeterince yansıttık. Bundan sonra yapılacak çalışmanın halk oyunlarına kaydırılmasından yanayım. Valinin de böyle bir projesi var. Bu yörelere gidip araştırmalar yapmışsınız. - Valiliğin desteğiyle Doğu Muğla Fethiye'den girip Aydın sınırından çıktık. Oldukça yoğun geçen bir dört gün oldu. Yörenin bir özetini çıkardık. Dağınık bilgileri bir araya getirebilmek, herşeyi birlikte görebilmek için tepeden fotoğraf çektik. İkinci çalışmanın biçimlenmesinde büyük katkısı oldu. Kimlerle görüşüp bilgi aldınız? - Belki tüm köyleri dolaşamadım. Fethiyeli TRT'den emekli Hamdi Özbay, Türk Halk Müziği birikiminde önemli bir yere sahip. Onunla konuşmak şanstı. Yine bölgede araştımalar yapan İlhan Kurt, Dursun Girgin, Mehmet Ali Eren gibi isimlerle görüştük. Fethiye ve yöresinde türküler, sözlü-sözsüz zeybekler bir araya getirilip notaları alınmış. Yine Tarcan Oğuz, Yatağan'da yaşlı birkaç amcayla bizi tanıştırdı. İstediğiniz kadar Muğla'yı baştan aşağı gezdim, deyin hepsi hikaye. Bir köyü atlarsanız Muğla'yı atmaşsınız demek. Konserler için yurtdışına gidiyorsunuz. Oradaki kuşakların Türk Halk müziğine bakışı nasıl? -Her yıl ortalama dört, beş defa yurtdışına gidiyorum. Ta Avustralya'ya kadar gittim. Tamamen köy kültürünü yaşayan ilk kuşak yaşlandı. Yeni bir kültüre adapte olabilecek alt yapıları yoktu. İkinci kuşak ailelerinin özlemlerini, acılarını yaşadı. Ama aynı zamanda orada doğup büyüdüler. Ne oralı ne buralılar. Türküleri seviyor ama kendilerini bir yere ait hissetmiyorlar. Üçüncü kuşak kendisini Batılı gibi hissediyor. Batıda alt kültür alanında ciddi bir açık var. Özellikle Almanya ve Hollanda'da gençliğin ihtiyacına cevap verebilecek bir müzik yok. Türkiye'de arıyorlar. Ama o da Batıya yakın, batı ritmine uygun bir şey olması gerek. Dünya müziğine bir şey katamadığımız için üçüncü kuşağın ihtiyaçlarına cevap veremiyoruz. (www.tolgacandar.com-Değirmen Sanat Evi Tel: 0212 245 70 06) Farklı kültürler Adalarda yıllarca birlikte yaşamak, Yunanlılar'la ortak kültür yaratılmasını sağlamış. Yani Yunan müziğinden etkilenmemiş, ortak bir kültür yaratılmış. Atina bu kültürden haberdar değil. Sahil kültürünü bilmez. Ege sahillerindeki kültür,ada kültürüyle benzeşir. Birbirlerine katkıda bulunmuşlar. Bodrum'dan çıkıyorsunuz,15 kilometre sonra başka bir kültür. Ondan sonra 15 kilometre daha gidiyorsunuz başka bir kültür. O kadar farklı kültürler gelip yerleşmiş ve iz bırakmışlar ki iki köy arasında kültür, diyaleği ve aksanıyla farklılıkları var. Konuşma takıları değişiyor. Biri "yor" eki yerine "batı" diyor. "Gelibatı" diyor, diğeri "gelipduru". Daha önce Tahtacı kültürünü yok saymışlar örneğin. İki çalışmada da Tahtacı türküsü var birer tane. Aksi taktirde mozaik tamamlanmazdı. Bu çalışmanın önemli noktalarından birisi de politik kaygılardan sıyrılmış bir çalışma olması. Olabildiğince objektif davranmaya çalıştık. |
|
![]() |
![]() |
|
|
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
|
|