![]() |
|
Türkler'in ve Yabancıların Biyografileri Ünlüler, Artistler, Aktörler, Sanatçılar , Rektörler, İş Adamları, Gazeteciler, Kaşifler, İdoller, Örnek Alınacak Kişiler - Biyografi |
![]() ![]() |
Seçenekler | Stil |
![]() |
#1 |
![]() Bir Sağduyuya
Parmağının vuruşu davula, boşaltıyor tüm sesleri ve yeni bir uyum başlıyor. Attığın bir adım ayağa kalkışıdır yeni insanların ve düşmeleri yola. Başın çevriliyor, -Yeni Sevi! Başın çevriliyor, -Yeni Sevi! 'Değiştir nasiplerimizi, acıları ele, zamandan başlayarak' diye sesleniyor bu çocuklar şarkılarda sana. 'Yükselt nerede olursa olsun talihlerimizin ve dileklerimizin tözünü' diye yalvarıyorlar sana. Ezelden çıkıp geldin, her yere gideceksin. Arthur Rimbaud'un yaşamına dair 20 Ekim 1854’te "küçük taşra kasabalarının en aptalcası" olarak tanımladığı, Fransa’nın kuzeydoğusundaki Charleville-Mezieres kasabasında doğdu. Öğrenimini aynı şehirde yaptı. 1871’de büyük şair Paul Verlaine ile tanışan Rimbaud, büyük bir bağlılıkla sevdiği Verlaine ile İngiltere’ye sonra Belçika’ya gitti. Yaşamı boyunca İskandinavya’dan Mısır’a, Kıbrıs’tan Habeşistan’a kadar uzun yolculuklar yapan Rimbaud, bu gezileri sırasında hastalandı ve bacağını kaybetti. Yaşamı boyunca, ününün giderek arttığı Fransa’ya dönmeyi reddeden şair, 1891’de Marsilya’da öldü. ‘Dil Büyücüsü’ Rimbuad’nun şiirde ulaştığı ustalık, şiirin son sınırları olarak kabul edilir. Rimbaud’nun, 17 yaşından 21 yaşına kadar yazdığı düz yazı şiirlerle yarattığı dil, modern şiirin yazınsal temellerini oluşturdu. Rimbuad’nun şiirde ulaştığı ustalık, şiirin son sınırları olarak kabul edilir. Geleneksel şiirin bütün kalıplarını alt üst eden şairin, ‘Une Saison en Enfer’ (Cehennemde Bir Mevsim, 1873), ‘Poesis’ (Şiirler, 1886), ‘Illuminations’ (Aydınlanışlar, 1873) gibi eserleriyle, şiiri 'tamamladığı' ve sessizliğe ulaştığı söylenir. Sarhoş Gemi / Arthur Rimbaud Duygusuz sularından inerken Nehirlerin Gördüm değildim artık yönetiminde yedekçilerin: Bağrışan Kızılderililer hedef yapmışlardı kendilerine, Çırılçıplak çivileyerek onları alacalı direklere. Hiç umurumda değildi tayfalar, Ne Felemenk buğdayları veya ne de İngiliz pamukları taşıdığım. Bu gürültüler de kesilince yedekçilerimle beraber, Bıraktılar beni Nehirler gitmeye istediğim yere. Gelgitlerin kudurmuş çalkantılarında, geçen kış, Koştum! çocuk beyinlerinden daha sağır! Ve yerlerinden ayrılıp kopmuş Yarımadalar Rastgelmedi böylesine coşkulu bir patırdıya. Denizde, uyanışlarımı kutsadı fırtına. Kurbanlarının sonsuz yuvarlayıcıları denen Dalgalar üzerinde ben, Dansettim on gece bir mantardan daha hafif, Özlemeden budala gözünü deniz fenerlerinin! Çocukların bayıldığı mayhoş elmaların etinden Daha tatlı olan yeşil su, işledi çam tekneme, Savurarak her yere ne varsa çapa, dümen; Yıkadı beni lekelerinden Kusmukların ve mavi şarapların. Ve o zaman, dalgın ve hayran, Bazan, düşünceli bir ölünün indiği O yeşil mavilikleri yutan Denizin, Yıldızların parıldadığı sütbeyaz Şiiri içinde yıkandım durdum. Gündüzün parıltıları altında, birdenbire renklendirerek, Mavilikleri, coşkuları ve ağır ses uyumlarını, Alkolden daha güçlü, flütlerimizden daha engin, Sevginin acı kızıllıkları mayalanır orada! Şimşeklerle çatlıyan gökleri, kasırgaları, Patlayan dalgaları ve akıntıları bilirim: Ve akşamı, bir güvercin sürüsü gibi birden Havalanan Şafağı bilirim ben, Ve bazan, gördüm insanın gördüğünü sandığı şeyi! Uzaklarda, kendi pancur titreşimlerini yuvarlayan dalgaları, Çok eski dram oyuncuları gibi Uzun mor ışık pıhtıları ile aydınlatan, Gördüm, o gizemli korkularla lekeli Alçakta asılı duran güneşi! Gördüm ışıldayan karları ile yeşil gecenin düşünü, Denizin gözlerine ağır ağır yükselen öpücüğü, Özsuların işitilmedik dolaşımını, Sarı ve mavi uyanışını şarkı söyleyen fosforların. Azizelerin ışık saçan ayaklarının, açabileceğini düşünmeden Soluğan Okyanusların burunsallıkla tıkalı burunlarını, Azgın boğalar gibi ardından gittim aylarca Kayalara saldıran dalganın! Çiçeklere insan derili panter gözleri karıştıran Bilir misiniz, inanılmaz Florida'lara gidip çarptım gövdemle! Ve maviye çalan yeşil renkli sürüler için, denizlerin ufkuna gerilmiş Dizginlerdi ebem kuşakları! Sazlar arasında, koca bir Devin kokup çürüdüğü, Mayalanan uğursuz geniş bataklıkları gördüm! Durgun denizlerin ortasında açılıp yarılan suları, Ve girdaplara çağıl çağıl dökülen uzaklıkları! Buzulları, gümüş güneşleri, sedef renkli dalgaları, kor kor yanan gökleri! Kapkara kokularla eğri ağaçlardan sarkarak düşen, Böceklerin kemirdiği dev yılanların kaynaştığı, Karanlık körfezlerin dibine, korkunç oturmalarını gemilerin! Mavi dalganın bu kırmızı renkli balıklarını, Bu altın balıkları, bu şakıyan balıkları Göstermek isterdim çocuklara. - Sürüklenirken koylardan engine, Sallandım çiçekten köpüklerin beşiğinde Ve zaman zaman kanat açtım anlatılmaz rüzgarlara. Bazan, kutuplara ve kıtalara kanıksamış şehit düşmüş bir ölüydüm ben, Hıçkırığı dalgamı yumuşatan deniz, O sarı çekmenli gölge çiçeklerini sunardı bana Ve diz çökmüş kadın misali kalakalırdım orada... Bordalarımda kavgaları çalkandıran yarımada, Ve sarışın gözleri ile yaygaracı kuşların pislikleri. Ve ben, dolaşıyordum enginde tek başıma, Çürük iplerimden geri geri, Boğulmuş ölüler inerken uyumaya... Ya da koyların saçları altında kaybolmuş, Kuşları olmayan havaya fırlatılmış bir gemiydim fırtınada Savaş gemileri ve Hanza kadırgaları Benim suyla sarhoş cesedimi artık yeniden Çekip çıkaramayacaklardı denizden. Özgür, buğu buğu tüten ve mor sislerle örtülü, İyi ozanlar için tatlı bir reçel olan O güneş yosunlarını ve lacivert ağdaları taşıyan Bir duvarı deler gibi deliyordum kızaran göğü. Ufacık, ışıklı süsleri ile leke leke teknemle, Koşuyordum yağız deniz atlarının eşliğinde, Döverken kalın sopalarla temmuz güneşleri Yakıcı hunileri ile deniz ötesi gökleri; Mavi hareketsizlikleri sonsuza dek eğiren Karanlık burgaçların ve azgın canavarların Titriyordum duyarak uzak iniltilerini Özlüyordum eski kaleleri ile Avrupa'yı! Gördüm yıldız yıldız serpilmiş takım adalarını! Ve çılgın gökleri gezgine açılmış adaları; - Milyonlarca altın kuş, Ey Geleceğin Gücü! Bu dipsiz gecelerde mi uyuyorsun sen, Oraya mı sürgün ediyorsun kendini? - Ama gerçekten çok ağladım ben! Şafaklar üzücü, Aylar acımasız ve güneşler acı; Buruk aşk, sarhoş edici uyuşukluklarla doldurdu ruhumu. Ah! Omurgam çatlasın, Ah! denize gideyim! Bir Avrupa suyunu özlüyorsam eğer, Kokulu alacakaranlığına doğru akşamın, Yere çömelmiş üzüntülerle dolu bir çocuğun, Bir mayıs kelebeği denli dayanıksız bir gemiyi Saldığı, soğuk ve kara Bir su birikintisidir bu. Sizin yorgunluklarınızda yıkandım, ey dalgalar, Artık silemem izlerini pamuk yüklü gemilerin, Delip geçemem gururunu bayrakların, flamaların, Ne de bundan böyle yüzemem Korkun gözleri altında dubalı köprülerin. |
|
![]() |
![]() |
|
|
![]() |
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
|
|